Gündelik hayat

Her Mizaç Nasıl Öğrenir, Kendini Nasıl Kandırır

25 Haziran 2026 · 5 dk okuma

On dördüncü yüzyıldan bir üniversite dersini gösteren minyatür: hoca yüksek bir kürsüden okurken öğrenciler kitaplarından takip ediyor, dönüp konuşuyor ya da arkada uyuyor.
On dördüncü yüzyıldan bir üniversite dersini gösteren minyatür: hoca yüksek bir kürsüden okurken öğrenciler kitaplarından takip ediyor, dönüp konuşuyor ya da arkada uyuyor.

Dört türlü çalışma ve dört türlü kaçış: sangüen konuşur ve buna anlamak der, kolerik temeli atlar, melankolik bir kaynak daha okur, flegmatik kendini hiç sınamaz.

Tanıdığım bir adam, sınava hazırlandığı kışta çalışma odasının duvarını fotoğraflamış ve o fotoğrafı hâlâ saklıyor. Duvarda kırk tane fiş var. Renklere göre ayrılmış, düzgün bir ızgara halinde dizilmiş, birbiriyle ilgili olanların arasına ip gerilmiş. Adam sınavı kazanamadı. Dokuz haftasını o duvarı kurmaya, aşağı yukarı dört saatini de soru çözmeye ayırmıştı. Duvar gerçekten güzeldi. Duvarı kurmakla konuyu öğrenmeyi birbirine karıştırmıştı ve bunu öyle içten yapmıştı ki sonuçlar açıklanana kadar kimse, kendisi dahil, farkına varmadı.

Herkesin bunun bir versiyonu var. İşin ilginç yanı, versiyonun değişmemesi. İnsan otuzunda da on dokuzunda kandırdığı gibi kandırıyor kendini, sadece kelime dağarcığı gelişiyor. Dört mizacın ne olduğunu okuduysanız çerçeve elinizde: antik çağdan beri tarif edilen dört huy, insanın dünyada nasıl hareket ettiğine sinen dört eğilim. Ders çalışmak bu dünyanın küçük ve iyi aydınlatılmış bir köşesi, huy da orada kendini açıkça gösteriyor.

Baştan bir şeyi söyleyelim, çünkü önemli. Burada anlatılan, öğrenme stilleri teorisi değil. "Görsel öğrenen" olduğunuz için resimle anlatılması gerektiği ya da "işitsel öğrenen" olduğunuz için duymanız gerektiği iddiası defalarca sınandı ve tutmadı. Öğretimi sözde bir stile uydurmak sonucu iyileştirmiyor. Aşağıdakiler tercih edilen bir giriş kanalıyla ilgili değil. Neyden keyif aldığınızla, neyden kaçtığınızla ve kimse bakmıyorken neyi iş saydığınızla ilgili.

Sangüen sohbeti anlamak sanır

Sangüen sesli çalışır. Konuyu bir arkadaşına anlatır, mutfakta biriyle tartışır, gruba katılır ve oradan gözleri parlayarak çıkar. Anlatım akıcı gelmiştir. Gerçekten de akıcıydı, çünkü hem arkadaşının sorularından hem de kendi cazibesinden besleniyordu ve yükün yarısını bu ikisi taşıyordu.

Sonra tek başına boş bir kâğıdın karşısına oturur ve odanın boş olduğunu görür.

Çözüm konuşmayı bırakmak değil. Konuşmanın bir bedeli olmasını sağlamak. Konuyu, araya girip "niye" diye soracak birine anlatın. Anlatırken kendinizi kaydedin ve ertesi gün, sıcaklık geçtikten sonra geriye yalnızca cümleler kalmışken dinleyin. En iyisi de anlatacağınız şeyi anlatmadan önce yazmak. Kâğıt esprilerinize gülmez, bütün mesele de bu. Kendini kimse yokken sınayan bir sangüen, gerçekten hızlı bir zihinle arasındaki tek engeli kaldırmış olur.

Kolerik ilk dakikada sonucu ister

Kolerik ilk paragrafı okur, nereye gittiğini görür ve ileri atlar. Çoğu zaman da haklıdır. Tuzak burada. Yeterince sık haklı çıktığı için, hiç dökmediği bir temelin üstüne bina çıktığını asla öğrenemez. Çöküş sonra gelir, daha zor konularda, ve sanki sorun zor konularmış gibi görünür.

Alıştırmalardan da hoşlanmaz. Alıştırma anlamamış olanlar içindir, kendisi anlamıştır, öyleyse alıştırma bir hakarettir.

Çözüm, temeli angarya değil silah olarak göstermek. Kendine iyi geldiği için alıştırma yapmaz. Bir şeyi yenmek için yapar. Önüne önce zor bir soru koyun, dürüstçe yenilsin, o zaman eksik temel bir formalite olmaktan çıkar ve onunla zafer arasında duran şey haline gelir. Temelleri atlayan aynı ateş, ne işe yaradığını görürse geri dönüp o temelleri kazıp çıkarır. Baskı altındaki dört mizaç yazısında anlatılan örüntü tam olarak budur: kolerik baskı altında hızlanır, hızlanmanın faydası ise ancak nereye gittiğinizi bildiğinizde başlar.

Melankolik bir kaynak daha okur

Fişlerle dolu duvar melankoliğindir. Derine iner, eksiksiz olmak ister ve son kaynağı okumadan yazıya başlamaz. Son kaynak da hep vardır. Okuduğu gerçektir. Koleriğin asla bilemeyeceği kadar çok şey bilir. Ama tuttuğu ölçüt "iyi" değil, "hiçbir yerinden vurulamaz" olmaktır ve vurulamaz olan, teslim gününün sabaha karşı üçünde gelir ya da hiç gelmez.

Çözüm, bilerek kötü yazılmış bir ilk taslak: erken yazılan, süreli tutulan ve kimseye gösterilmeyen bir taslak. Plan değil. Plan yine hazırlıktır, hazırlık da uyuşturucunun ta kendisidir. Metnin kendisi olmalı, kötü haliyle, çünkü ancak var olduğunda okumak erteleme olmaktan çıkıp düzeltmeye dönüşür. Bir saat kurun ve saat bitince durun. Kasten çirkin bir şey üretebilen melankolik, kendisini yenecek olan tek şeyi yenmiştir.

Flegmatik istikrarlıdır ve kendini hiç yoklamaz

Flegmatik okumasını yapar. Her akşam, aynı saatte, gürültüsüz, aylarca. Dördü içinde açık ara en güvenilir olan odur ve ders vermesi çoğu zaman en keyifli olanıdır. Ama kendini neredeyse hiç sınamaz, çünkü kendini sınamak can sıkıcıdır ve onun bütün mimarisi sıcaklığı sabit tutmak üzere kurulmuştur.

Böylece konu, tanıdık ve ılık bir halde önünden geçip gider. Tanıdıklık, ondan bir iş istenene kadar tıpatıp bilgi gibi hissettirir.

Çözüm, sınamayı rutinin içine gömmek, böylece irade gücü harcanmasın. Her çalışmanın sonunda kitabı kapatın ve ezberden üç şey yazın. Dört değil, özet de değil. Üç tane, kâğıda, bakmadan. İki dakika sürer, hafiften rahatsız eder ve dördü içindeki en istikrarlı alışkanlığı en verimlisine çevirir. Daha fazla disipline ihtiyacı yok. Zaten hepimizden fazlası onda. İhtiyacı olan, o disiplinin karşılık veren bir şeye yöneltilmesi.

Çoğu insan bunlardan ikisidir

Neredeyse hiç kimse saf bir tip değildir, mizaç karışımları da bu yüzden okumaya değer. Yaygın hatalar da karışıktır. Melankolik kolerik temeli atlar, sonra da boşluğu kabul etmeyi reddeder. Sangüen flegmatik çalışma grubunda çok güzel vakit geçirir ve aklında bisküviler kalır.

Alışkanlık düşman değil. Alışkanlık, kaçışın aldığı biçimden ibaret, biçimlerle de çalışılabilir.

Bunların hiçbiri değişmez değil. Mizacın size verdiği şey, kendi çalışmanız hakkında en çok hangi yalana inanmaya yatkın olduğunuza dair bir ilk tahmin. Gece on birde, sabah sınav varken bir ilk tahminin değeri hiç de az değildir. Hangi örüntünün sizinki olduğundan emin değilseniz test bir başlangıç noktası, ama daha hızlı yöntem şu: öğrenmeye niyet edip öğrenmediğiniz son şeyi düşünün ve onun yerine ne yaptığınızı sorun. O cevap genellikle teşhisin tamamıdır.

Mizacını bul

Testi çöz

Okumaya devam et